Mühendis, Aslında Ne Demek?

Kumpas ve pergelin bulunduğu geometri çizimli çalışma yüzeyi

Mühendis deyince, günümüzde birçok meslekî dal geliyor aklımıza. İnşaat mühendisi, makine mühendisi, elektrik mühendisi, bilgisayar mühendisi, çevre mühendisi…

Fakat gerçekten bu mesleklerde çalışan kişi midir mühendis sadece?

Altında yatan derin anlamı biraz gün yüzüne çıkartalım mı?

Mühendis, günümüzde kabaca; insanların ihtiyaçlarını karşılamak için temel bilimlerden faydalanarak bir teknoloji, yapı ya da sistem geliştiren, bunu yaparken de verimlilik, maliyet ve güvenlik gibi çeşitli koşulları dikkate alan kişi olarak tanımlanıyor.

Doğru bir tanım aslında.

Fakat kelimenin kendisini biraz kurcaladığımızda, bundan daha eski ve bence daha ilginç bir anlam çıkıyor karşımıza.

Kelimenin İçine Biraz Bakalım

“Mühendis” kelimesi Türkçeye Arapça “muhandis” üzerinden geliyor. Muhandis ise hendese ile aynı kelime ailesinden. Hendese kelimesinin izi daha geriye götürüldüğünde Farsçadaki endaze kelimesine kadar uzanıyor.

Bugün bile tamamen yabancı olduğumuz bir kelime değil aslında. “Endaze”, “Endazeyi kaçırmak” gibi kelimelerde bazı izlerini hâlâ hissediyoruz.

Endaze kelimesinin eski anlam alanında ise yalnızca uzunluk yok.

Ölçü, oran, kıyas, tahmin, takdir…

Bu hendesenin önüne gelen “-mü” eki de; yapan, bilen anlamına getirmekte bu sözcüğü. Yani muhandis kelimesi, “hendese işini yapabilen” kişi, yani ölçen, geometrisini kuran, tasarlayan anlamlarına gelmekte.

Bugün mesleği tarif ederken teknolojiden, sistemden, verimlilikten bahsediyoruz. Kelime ise ısrarla tek bir şey söylüyor: ölç.

İşin içinde madem bu kadar “ölçmek” var, o halde, bu kavram üzerine biraz daha düşünmemiz gerekiyor;

Ölçmek Ne Demek?

Bugün ölçü denildiğinde aklımıza hemen metre, litre, kilogram, saniye geliyor.

Fakat insan, metre ortaya çıkmadan çok önce de ölçüyordu. Karışla, kulaçla, adımla, arşınla…

Aslında bunların hepsinde ortak bir şey var: Bir şeyi, başka bir şeye göre tarif ediyoruz.

Bir masanın uzunluğu kendi başına “iki” değildir. İki metredir.

Bir araç yalnızca “yüz” ile gitmez. Saatte yüz kilometre ile gider.

Hatta belgesellerdeki gibi: “Yüz futbol sahası büyüklüğünde”, “beş Eyfel Kulesi” yüksekliğinde.

Yani ölçmek dediğimiz şey, bir nesnenin içinde saklanan sayıyı bulmak değil. O şeyi, kabul ettiğimiz başka bir şeyle ilişkilendirmektir. Bu yüzden ölçü kavramını yalnızca sayı üzerinden düşünmek biraz eksik kalıyor.

Ölçmek; bir şeye referans bulmak, onun başka şeylerle arasındaki oranı görmek, benzerlikleri ve farklılıkları belirlemek, sınırlarını anlamak demek.

Bu açıdan baktığımızda, ölçü aslında oldukça ilişkisel bir kavram.

Tek başına bir şeyin “büyük” olması bile pek anlamlı değil. Neye göre büyük?

Bir taş için büyük olan, bir dağ için küçücük kalabilir.

Üç günlük gecikme, beş günlük bir iş için büyük bir problem olabilirken beş yıllık bir proje için neredeyse görünmezdir.

On milimetrelik bir hareket bazı sistemlerde önemsizken, başka bir sistemde kabul edilemez olabilir.

Sayı aynı.

Ama referans değiştiğinde anlam da değişiyor.

Peki Mühendis Ne Ölçer?

Aslında mühendis için şöyle bir tanım yapmak bence çok yerinde:

Mühendis, her şeyi ölçmenin yolunu bulan kişidir.

Mühendis; uzunluk ölçer, alan ölçer, hacim ölçer.

Hız ölçer, kuvvet ölçer, sıcaklık ölçer.

Adam-saat ölçer.

İlerleme hızını ölçer.

Maliyet ölçer.

Verimlilik ölçer…

Yani doğrudan eline alıp ölçemediği şeyleri bile, başka göstergeler üzerinden ölçülebilir hâle getirmeye çalışır.

Mesela bir yapının “güvenliğini” cetvelle ölçemeyiz.

Ama üzerine gelecek yükleri hesaplarız. Malzemenin dayanımını belirleriz. Gerilmeleri, deplasmanları, burkulmayı, titreşimi hesaplarız. Bunları belirli sınırlarla karşılaştırır ve en sonunda “bu yapı güvenlidir” diye bir karar verebiliriz.

Aslında doğrudan güvenliği ölçmedik.

Güvenliği temsil ettiğini düşündüğümüz birçok şeyi ölçüp aralarında bir ilişki kurduk.

Neyi, Neye Göre ve Hangi Ölçekte?

Burada mesele bence daha da ilginçleşiyor.

“Ölçeğimizi Kaybetmek” yazısında uzun uzun ölçek meselesinden bahsetmiştim.

Bir şeyi doğru ölçmek yetmiyor. Doğru ölçekten de ölçmek gerekiyor, demiştik.

Deprem sırasında bir yapının hareketini anlamaya çalışırken saniyeler çok önemliyken, aynı yapının ekonomik ömründen bahsederken onlarca yılı düşünmeniz gerekir.

Her problemin kendine ait bir ölçeği var.

Mühendislik bakışının en önemli kaslarından biri de bu:

Bakış mesafesini değiştirmek.

Gerektiğinde birleşimin içindeki tek bir bulona kadar yaklaşmak. Sonra birkaç adım geri çekilip bütün taşıyıcı sisteme bakmak. Biraz daha geri çekilip yapının çevresiyle ilişkisini görmek. Sonra tekrar yaklaşmak.

Yani ayrıntıda kaybolmadan bütüne dönebilmek.

Asıl Soru: Neyi Ölçmemeye Karar Verdik?

Buraya kadar hep ölçmekten bahsettik. Ama işin asıl kritik yeri, ölçmeden de önce başlıyor.

Bir şeyi ölçebiliyor olmamız, onun önemli olduğu anlamına geliyor mu?

Ya da tam tersi: Bir şeyi ölçemiyor olmamız, onu önemsiz mi yapar?

Mühendisliğin asıl ağırlığı da burada beliriyor.

Çünkü neyi ölçeceğimize karar vermek de bir karar, neyi ölçmeyeceğimize karar vermek de.

Kurduğumuz her modelde bazı şeyleri içeri alıyor, bazı şeyleri dışarıda bırakıyoruz.

Gerçekliğin tamamını içine almaya çalışsaydık, kurduğumuz şey artık model değil gerçekliğin kendisi olurdu.

Bu nedenle her mühendislik hesabının arkasında çok önemli bir seçim vardır:

Neyi önemli kabul ettik? Veya neyi dışarıda bıraktık?

Bir yapıyı hesaplarken bazı değişkenleri ihmal ederiz, çünkü o yapı için ihmal edilebilir olduğuna karar vermişizdir. Ya da yapım sırasında oluşabilecek kusurları bir katsayının içine sıkıştırırız.

Bunların hiçbiri hata değil. Hepsi bağlamına göre zorunlu. Model, ancak bir şeyleri dışarıda bırakarak model olabiliyor.

Ama unutmamak gerekiyor: dışarıda bıraktığımız şey ortadan kalkmıyor. Sadece hesabımızda görünmüyor.

Mühendisliğin ustalık kısmı da sadece hesabı yapmak değil,

Neyi dışarıda bıraktığını bilerek hesabı yapabilmekte.

Yola Çıkmak

Bütün bunlar doğru soruyu sormakla başlıyor.

Peki doğru soruyu nasıl soracağız?

Yanlış sorular sorarak.

Çünkü salt doğru soru ya da salt yanlış soru diye bir şey yok. Soru sormak, işin yolculuk kısmı. Yanlış yollara sapabiliriz, bizi doğrudan hedefe götüren yollardan da gidebiliriz.

Ama yola çıkmadan, hiçbir bir yere varamayız!

Ufka doğru uzanan patika

Yorum bırakın